8 Haziran 2026 Pazartesi günü saat 18.00'de Bengütürk TV ekranlarında canlı olarak yayınlanan "Ajanda" programına çok değerli uzmanlar konuk oldu. Sunucu Selvi Kahraman'ın moderatörlüğünde gerçekleşen yayına; Çevre Sağlıkçılar Eğitim ve Dayanışma Derneği (ÇEVSADER) Genel Başkanı İbrahim Görünme, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülen Güllü katıldı. Programda çevre sağlığı, sıfır atık forumu ve denizlerimizi tehdit eden müsilaj (deniz salyası) konuları tüm yönleriyle masaya yatırıldı.
Bengütürk TV'deki canlı yayında, çevre kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki zincirleme etkileri tüm çıplaklığıyla tartışıldı. Sunucu Selvi Kahraman ve ÇEVSADER Genel Başkanı İbrahim Görünme arasında geçen, programın diğer konukları Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Prof. Dr. Gülen Güllü'nün bilimsel saptamalarına da atıfta bulunan o çarpıcı diyaloglar kamuoyuna şu şekilde yansıdı:
"Her Şey Birbirine Geçişken, Tam Bir Zincirleme Reaksiyon"
Selvi Kahraman: İbrahim Hocam, sizinle devam edelim isterseniz. Bugün sıfır atıktan, küresel bir sorun haline gelen mikroplastiklerden ve genel anlamda çevre sağlığından bahsediyoruz. Peki, atık yönetimindeki başarıların halk sağlığına somut katkıları nelerdir? Ve mikroplastikler bu noktada insan sağlığı için gerçekten ciddi riskler mi oluşturuyor?
İbrahim Görünme: Kesinlikle hocam, aslında tartıştığımız tüm konular doğrudan çevre sağlığına bağlanıyor. Bizim artık hem Türkiye'de hem de dünyada "çevre" ile "sağlık" kavramlarını birbiriyle barıştırmamız gerekiyor. Adını ne koyarsanız koyun; insan sağlığı, toplum sağlığı, bitki, hayvan ya da su sağlığı... Sağlığın olmadığı bir ekosistem düşünülemez. Barış (Salihoğlu) Hocamın da az önce belirttiği gibi; karasal kirlilik dönüp dolaşıp denize yansıyor, denizdeki balığa geçiyor, o balığı yiyen insana geri dönüyor. Yani her şey birbirine geçmiş durumda.
Selvi Kahraman: Tam anlamıyla zincirleme bir reaksiyon...
İbrahim Görünme: Kesinlikle, besin zinciri tam olarak buradan oluşuyor. Eğer bu zincirde tek bir hata yaparsanız, o kirlilik döner dolaşır ve halk sağlığını tehdit eden devasa bir sorun olarak karşımıza çıkar.
"Belediye İşçisi Üç Kutuyu Tek Poşette Birleştirirse Emekler Boşa Gider"
İbrahim Görünme: İşte 2017 yılında Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğüyle başlatılan Sıfır Atık Hareketi bu yüzden çok önemli. O tarihten sonra atıkları; evsel, sanayi ve tehlikeli atık gibi kategorilere ayırmayı öğrendik. Ardından süreç, "Bu atıkları nasıl dönüştürebiliriz ve atık miktarını daha ne kadar azaltabiliriz?" sorusuna evrildi. Son 9 yılda gösterilen çaba takdire şayan olsa da henüz yeterli değil. 2053 hedefleri, geri dönüşüm oranını %70’e çıkarmayı öngörüyor ki bu oldukça iddialı bir hedef.
Bu başarının temelinde ise evsel atıklar yatıyor. Bizim bu atıkları daha evde, belediyenin çöp kamyonuna ya da sokaktaki konteynere gitmeden önce ayrıştırmamız gerekiyor. Çünkü atıklar çöpe düştükten sonra süreç tamamen belediyenin imkanlarına kalıyor; bu da yerel yönetimler için ciddi bir finansman ve iş gücü demek. Üstelik cam atıklar başta olmak üzere işçi sağlığı konusu burada gerçekten çok kritik bir hal alıyor. Öte yandan hastanelerden çıkan flakon şişeleri ve benzeri tıbbi atıklar var. Bunların belediyeler eliyle zararsız hale getirilmesi sürecinde katetmemiz gereken epey mesafe var ve ne yazık ki belediyelerin çoğu bunu henüz tam anlamıyla başarabilmiş değil; ama başarmak için çalışıyorlar.
Sokaklarda plastik, kağıt og genel atık için farklı kutular görüyorsunuz. Ancak toplama esnasında bu atıklar tek bir poşette birleştirilirse, vatandaşın evde gösterdiği tüm emek boşa gidiyor. Yapılması gereken şey, bu atıkların en az üç farklı kamyonla toplanması ve tesiste de ayrı ayrı işlenmesidir. Biz toplum olarak atık üretmeyi seviyoruz; tüketirken dünyayı biraz hoyratça harcıyoruz. Artık atığın nasıl üretilmeyeceğini, nasıl azaltılacağını öğrenmemiz gerekiyor. Bunun yolu da yaygın bir eğitimden, yani evdeki eğitimden geçiyor. Bilinçli bir toplum olursak, 2053 yılındaki %70 hedefini değil, %90'ları bile rahatlıkla yakalayabiliriz. Aksi takdirde atıklarla denizlerimizi adeta canlı canlı boğuyoruz. Atıklar yüzünden denizin yüzeyi ile tabanının buluşmasını engelliyor, adeta denizlerin nefesini kesiyoruz. Bu durum, tıpkı bir KOAH hastasının nefes alamaması gibi, denizin bir çığlığıdır, boğulma hissidir. Ondan sonra da dönüp "Bu deniz neden bu hale geldi?" diye şaşırıyoruz. Sonuç maalesef gözlerimizin önünde.
"Kirleten Öder" Mantığı Doğayı Kurtarmaz
İbrahim Görünme: Müsilajdan bahsettik... Bizim şu an kaba çöpleri süzdüğümüz mekanik arıtma ve bakteriyolojik olan biyolojik arıtma yöntemlerimiz var. Ancak bu iki yöntem, müsilajı ve deniz kirliliğini engellemeye yetmiyor. Kesinlikle "İleri Biyolojik Arıtma Teknolojisi" gerekiyor. Organize Sanayi Bölgelerimizde ve evsel atık yönetimimizde bu yönde tesislerimiz var, evet. Ancak ne yazık ki denetim eksikliğinden dolayı bu tesislerin 7/24 çalıştırılmadığı durumlarla karşılaşıyoruz. Oysa fabrikaların bu tesisleri kesintisiz çalıştırması ve bunun çok sıkı denetlenmesi şart. Çevre Kanunu'nda yer alan bir madde var: "Kirleten öder." Hayır, Gülen (Güllü) Hocamın da az önce bahsettiği şey tam olarak bu; kirleten ödediği zaman o doğayı telafi edemiyorsunuz. Bizim artık mantaliteyi değiştirip "Üreten temiz üretir" ya da "Üreten temizler" ilkesine geçmemiz gerekiyor.
Ayrıca, ileri biyolojik arıtma tesislerinden çıkan suları doğrudan denize deşarj etmek de büyük bir sıkıntı. Bizim bu suları; park ve bahçelerin sulamasında, sanayide soğutma suyu olarak ya da tarımda yeniden kullanmamız gerekiyor ki denizlerimize sadece temiz su ulaşsın. Eski bir atasözümüz vardır; "Akan su pislik tutmaz" derler. Akan su belki pislik tutmaz ama kirini, pasını alır ileriye; yani göle, nehre ve denize taşır. Bunun en çarpıcı örneğini geçen gün haberlerde gördük: Denizlerimizde, Çamlıca Kulesi'ni örtecek büyüklükte devasa bir müsilaj ağı tespit edildi. Bu tablo, denizlerimize, balıkçılığımıza ve karasal alanlarımıza iyi bakmadığımızın en net kanıtıdır. Ezcümle; çözümün iki temel ayağı var: Eğitim ve denetim.
"Keşfedilmeyi Bekleyen 7.600 Personel Atama Bekliyor"
İbrahim Görünme: İşte bu denetim noktasında, sahada çok ciddi bir yetişmiş insan gücüne ihtiyacımız var. Mensubu olduğum ve Türkiye'de 1962 yılından beri kadrosu bulunan "Çevre Sağlığı Teknisyenleri ve Teknikerleri" tam olarak bu iş için var. Şu an sahada yerinde denetim yapabilecek, göreve hazır, atama bekleyen 7.600 yetişmiş personelimiz var. Bir milletvekilimizin de ifade ettiği gibi; bizler adeta "keşfedilmeyi bekleyen bir meslek grubu" gibi kenarda duruyoruz.
Selvi Kahraman: Peki hocam, kamuoyunu bilinçlendirici dersler, uygulamalar ya da saha çalışmaları yapabiliyor musunuz bu yoğunlukta?
İbrahim Görünme: İnanın o kadar yoğun çalışıyoruz ki... Çoğumuz kamudayız ve personel eksikliğinden dolayı bu tarz kitlesel eğitim çalışmalarına çok fazla vakit kalmıyor. Ancak tüm bu eksikliklere rağmen sahada harika işler de yapılıyor. Geçen gün Halk Sağlığı Genel Müdürümüz Sayın Doç.Dr.Erdoğan Öz’ün de açıkladığı gibi; sahillerimizin yüzülebilir kısımlarının %96'sı mükemmel seviyede. Bizler bu numuneleri büyük bir titizlikle alıyoruz. Vatandaşlarımız da yuzme.saglik.gov.tr adresine girerek gittikleri tatil yörelerindeki su analizlerini, numunelerin ne zaman alındığını ve temizlik durumunu şeffaf bir şekilde görebilirler. Biz sahada canla başla çalışıyoruz ama yeterli değil; bu alanda önümüzün, kadrolarımızın biraz daha açılması gerektiğine inanıyoruz efendim.
Selvi Kahraman: Peki, çok teşekkür ediyorum hocam Bengütürk TV'de, Ajanda programında verdiğiniz bu değerli bilgiler için. Sayın Prof. Dr. Barış Salihoğlu ve Prof. Dr. Gülen Güllü hocalarımıza da katkılarından dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.
YAYIN KAYDINI YOUTUBEDEN İZLEMEK İSTEYENLER İÇİN
1.Bölüm https://www.youtube.com/watch?v=ZaiYeOyF1xo
2.Bölüm https://www.youtube.com/watch?v=OpbmbLM0ODM
Tamamı https://youtu.be/geOB2rZLbWA